Güldür Güldür Show 209.Bölüm (Tek Parça Full HD)

Güldür Güldür Show 209.Bölüm (Tek Parça Full HD)


Hanımlar, beyler, hoş geldiniz. Gerçekten yıllar geçtikçe insan
herhalde daha da duygusallaşıyor. Niye girip böyle kalakalıyorum?
Hemen söyleyeyim. Bu işe ilk başladığımızda 50 kişilik
bir izleyici grubumuz vardı. Şu an 5 bin kişinin karşısındayız. Biz sizlere çok teşekkür ediyoruz.
İyi ki varsınız. Sağ olun, var olun. Efendim, ilk sahneye çıktığımızda, bittiğinde yönetmenimize,
yapımcımıza dedim ki “Biz ne yapıyoruz?” Yani tuhaf bir format, alışılmadık
bir durum. Biz ne yapıyoruz, dedik. O günden bugüne onuncu senemiz, efendim. Artık ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. En güzel şeyi yapıyoruz: gülüyoruz. O yüzden de her zaman
bu sahnede olmak istiyoruz. Evet, programı… Sağ olun. Bir de küçük bir şey paylaşmak istiyorum. Kendim için. Ee… Takip edenler biliyordur,
zaten zorla da takip ettiriliyorlar, benim bir kızım oldu. Evet. Yani bu hep tartışılan bir şey.
İşte… Ne olacağımız belli değil.
“Durum iyi mi gidiyor, kötü mü gidiyor? Böyle dünyaya çocuk…”
gibi laflar duyuyoruz. Ona çok aldırış etmedim ama,
bugün benim çocuğumun kırkı çıktı. Evet. Ve… Teşekkür ediyorum.
Ve ben şu anda yanında değilim. O yüzden buradan
Narin’ime seslenmek istiyorum. Narinciğim, kırkın çıktı.
Kusura bakma yanında değilim. Ee… Burada, gösterideyim. Çünkü bizim burada bir görevimiz var. Ben sana ve senin akranlarına,
senin kardeşlerine, senin büyüklerine güler yüzlü
bir Türkiye için elimden geleni yapmak istiyorum. Bütün ekip olarak. O yüzden burada küçücük
bir görevimiz varsa geldik icra etmeye. Ne olur beni affet. Çünkü bizim gülümsemeye,
güler yüzlü insanlara ihtiyacımız var. Efendim, Güldür Güldür Show’a
hoş geldiniz! Elim ayağımın titremesi hafiflemişken
sorulara geçelim. Birinden çok hoşlanıp açılamayan
veya açılıp karşılık bulamayan ya da değişik bir şekilde açılıp
karşılık bulan var mı? Şurada bir beyefendi var. Tanıyabilir miyiz sizi? Merhabalar, Onur Yaman ben. Ee, ne yaşandı? Kimdi o? Şu an yanımda. Eşim. İki aylık evliyiz. İlk tanışmamız
sosyal medya üzerinden oldu. Çok hoşlanıyordum,
bir türlü açılamıyordum. Bu yaklaşık bir ay sürdü. Ondan sonra da spontane gelişti
ve ilişkimiz başladı. Yani bu deli gibi aşk bir aydır mı
vardı zaten? Yani sosyal medyada sürekli
takip ediyordum. Ama açılamıyordum. Sadece hanımefendiyi mi takip ediyordunuz? Sadece onu takip ettiğimi fark ettim. Ha. Ondan sonra bir kahve içmeye
davet ettik birbirimizi. Peki yani sosyal medyada gördünüz,
mesajı attınız ve kahve mi içtiniz? Şu şekilde oldu: Sosyal medyadan
sadece tek bir mesaj yazdım. “Sen çok geziyorsun galiba.” -Ne kadar romantik.
-Kendisi de öğretmen. Ne kadar hoş. Kendisi öğretmen. Yani bir şekilde ulaşmam gerekiyordu. Hafta sonları müsaitti. O şekilde konu başladı. Sonra bir kahve. Kendisi davet etti. O şekilde ilişkimiz başladı. Güzel. Yani aslında hanımefendinin anlatması
gereken hikayeyi siz anlattınız. Ben çok heyecanlıydım.
O heyecanı hâlâ yaşıyorum. İnanıyorum ki ölene kadar da yaşayacağım. Onu çok seviyorum. -Peki teşekkür ediyoruz.
-Ve… Aynı zamanda
bugün bizim ikinci yıl dönümümüz. Ve mikrofon bana gelecek mi diye
çok düşündüm ve geldi. Pardon, neyin ikinci yıl dönümü? Hem sizinle tanışıyorum
hem eşimle tanıştığımın ikinci yıl dönümü. Harika. -Var mı eklemek istediğiniz bir şey?
-Teşekkür ederim. Ben teşekkür ediyorum efendim. Efendim, bizim bir arkadaşımız var. O da… Çok hoşlandığı biri var. Onu elde etmek, onu kandırmak, onunla… Onun gönünü çalmak için
her şeyi yapmaya hazır. Bakalım kimlermiş bunlar. Arkadaşımız başarılı olabilecek mi? İzleyip görelim efendim. Buyursunlar. Kanka. Kızlar her gün bu beach’te takılıyor,
bak sana söyleyeyim ha. -Süper.
-Onun arkasında yani. He. Bana bak. Sen ta İstanbul’dan
buraya geldiğine göre bu Çiçek’e karşı boş değilsin bence he. “Boş değilsin” ne oğlum?
Taşıyorum lan ben bu kıza. Yalnız bu sürprizle onun aklını alacağım,
biliyor musun? Bıyıkları da görünce. Nasıl? Bir İtalyan havası vermemiş mi? Onu bir sonra konuşalım
seninle kanka da… -Bak sana bir şey söyleyeceğim.
-Evet? Ben de yazın başından beri
Çiçek’in kankası Leman’a yanığım bak. Ne ara lan? Bilmiyorum bir şeyler oldu gibi!
Bir şeyler oldu gibi! Bak kankacım, birbirimizi satmak yok ama,
tamam mı? Kızlardan biri birimizi beğenmezse
aynı anda çıkıyoruz. Ya ikimiz ya hiçimiz! Tabii oğlum. Ya ikimiz ya hiçimiz ya. -İyi.
-Hadi girelim. Hadi girelim o zaman, tamam. Gençler, damsız almıyoruz. Ev miyiz abi biz? Ne damı ya? Güzel şaka. -Ha. Girebilir miyiz abi?
-Hayır. Damsız almıyoruz. Abicim bırak iki dakika damlayalım içeri.
Ne olursun ya? Kızlar içeride bizi bekliyor. Güzel şaka! Ne gülüyorsun abicim?
Şaka yapmıyorum ki ya. Nasıl ya?
“Kızlar bizi bekliyor,” demedin mi? -Evet?
-Ulan bu tipi hangi kız beklesin! Uza. Abi gel, dönelim istersen ya. Ne dönmesi ya Ozan, manyak mısın sen? Ben ta İstanbul’dan kalkıp gelmişim. Kale kapısı olsa yıkar geçerim oğlum. Şurada iki dakika bekleyelim. Bir kız gelir nasıl olsa,
onunla birlikte gireriz. Hiçbir kız kabul etmez ki bunu! Yalvarırım ulan, yalvarırım! Ayaklarına kapanırım Ozan! Gerekirse kölesi olurum o kızın! Az müsaade edin gençler. Ne yapacağım? Devam edemeyecek gibiyim ama… Ne? Nasıl devam edeceğim? Su iç, su. Hah. Dikkat et, bıyığın silinmesin. -Ha?
-Hö? -Ne ördün?
-Heyecanlandın mı? Aşırı. -Bıyığım silindi mi la?
-Yok, yok, iyi. Şu girişten bir daha alalım. -Hı hı.
-Bir daha gir. Az müsaade edin gençler. Naime? Erkeğin özü? Ana! Ana! O ne lan? Ne? Şu ne oğlum? Manyak mısın ya? Orasına bir şey koymuş la. Ne? Bunu mu diyorsun? Bıyık. Off… Yeniçeri gibi olmuşsun, imanıma. İran halısı gibi, değil mi? La perde diye eve azsan güneş geçirmez. Hastalanır, yataklara düşersin ha. Döşün de böyle mi, yiğidim? Ha, al, böyle! Hemen gösterdin la! Hiç beklemiyordum ha göstermeni. Döşlerimdeki erkek misali. Ya kızım saçmalama Allah aşkına ya. Sen bu okul kıyafetiyle beach’te
ne yapıyorsun Naime? Okul değil la, parmak arasıları giydim.
Görmedin mi? Ben bunları çıkarmam oğlum.
Müzik yarışmasında senin kokun sindi buna. Ondan sonra makinaya,
deterjana tövbe ettim. Ne diyorsun? Kafayı yedim şu an. O kadar kalabalık ki! Ay! Ben dedim. “Devam edemem,” demiştim. -Naime!
-Dur dur! -Gel…
-Öpme tamam! -Şaka yaptım!
-Ana! Yakalıyordum ha az kalsın, gördün mü? Ee… Oğlum. Müzik yarışmasından sonra
bu kıyafet deterjana, makinaya tövbe etti lan. Daha da yıkamam oğlum ben bunu. Zaten bu kıyafet değil ki, derim. Çıkmıyor, baksana. Çıkmaz. Kızım, sen beni nasıl buldun Naime ya? -Sen beni engellemişsin ya.
-Evet? Ben de ananın Facebook’una girdim. Ha. Ondan sonra, ananın
Facebook’una baktım, sen oradasın. Fake hesap açtım, hemen seni ekledim. Sen de kabul ettin. Ondan sonra baktım, otobüsün önünde
poz vermişsin böyle mal gibi de dururken. Özdidim Seyahat yazıyor. Ben de dedim ki bunu burada bulurum dedim. Geldim. Her yerden stalk’larım nokta… …net. Bak, Çiçek gelecek, ben ona açılacağım. Ne olursun engelleme. Kış! -Hadi kış, kış, kış! Hadi git!
-Bir dakika, bir dakika kanka! Dur, dur! Bir dakika, ne yapıyorsun ya? -Kanka ne yapıyorsun sen ya?
-Ne yapıyorum lan? Ya biz içeri girmemiz için
bize kız lazım değil mi kanka? -Ee?
-Hadi kanka, Naime bizim giriş biletimiz. Ne olur? Ulan bu cehenneme giriş bileti.
Manyak mısın sen Ozi? Bak valla plajın en kalabalık olduğu saat.
Valla kızları kapıp götürürler ha! -Hadi ya?
-He. İyi hadi, git söyle de girelim. -Ben mi söyleyeyim şimdi?
-Ben mi söyleyeyim lan? Emcüklüyor oğlum beni! -Git söyle hadi.
-İyi tamam. Manyak manyak durma Ozan. -Naime…
-Ozan. Kaç skeç oldu oğlum?
Ben seninle ilgilenmiyorum. Ben seninle muhatap oluyor muyum la? Allah Allah! O gelecek. Benim Süper Mario’m gelecek. Gel la! Gelsene la! Abi hadi ne olur ya. Şş, gel gel. -Tamam, hadi girelim içeri.
-Yok, öyle giri… Hayır, öyle yok. Ben senin damın mıyım? Damınım. Damın mıyım kardeşim? “Damım” dedin mi bana? Damın mıyım değil miyim oğlum? Ne diyor oğlum bu ya? Ben anlamıyorum. -Ben zaten başından beri anlamıyorum.
-Açık konuşu… Damı mıyım, damı mıyım? Damımsın, he! O zaman elimi tutacaksın, öyle gireceğiz. Yok ya? Hayatta olmaz kızım. Eeh, bana ne oğlum.
Aç köpek gibi bekle kapının önünde. Ben karışmam. Tamam! Gel. Ver elini, Kadir İnanır’ım. Naime, bunu atlasak olmuyor mu ya? Olmaz! En güzel an bu. Ver şunu. Anaa! Naime, ne yapıyorsun? -Bırakmam ki!
-Hadi girelim içeri. Gidelim. Aç kapıyı, Kudret amca. Evet, plaj doldu. Ben kaçar. Kanka, kızlar sahilde galiba. Ben gideyim, onları alayım geleyim,
tamam mı? -Hadi git al gel.
-Şu gitarı da buraya bırakıyorum. Tamam mı? Naime! Bıraksana elimi. Ne yapıyorsun ya! -Fotoğraf çektin.
-He, ne olacak? -Sil şunu.
-Ne olacak oğlum? -Silsene kızım şunu.
-Niye sileyim? Niye sileyim oğlum lan? Ya görünmek istemiyorum öyle. “Görünmek istemiyorum öyle.” Bu fotoğrafı çerçeveletip odama asacağım. Ben karışmam. Öperim ikide bir onu. Kapamam olacaksın nokta net. Ya Allah aşkına düş artık yakamdan,
ne olursun Naime? Düşmem oğlum. Ben bütün yaz bir bu ânı,
bir de Falcao’nun gelişini bekledim. Ana! İki saattir düşünüyorum ya. Ana! Kime benziyor, kime benziyor diye. Sen aynı Kenan İmirzalıoğlu’na
benzemişsin la. Aynısı. Bir tane fark söyle bana. Ya sen iyice delirdin ha Naime. Kızım, benden olsa olsa Kenan İmirzalıoğlu’nun
konsantresi olur ya. Ana! Ulan ayran olsan da
o bıyığına bir takılsam. Şöyle hüp hüp diye
alsan beni içine ne olur ki? İğrençleşme ya! Sen konuştukça kendimi kirletilmiş
hissediyorum, Naime! Oğlum, güzelliğe çok takıyorsun.
Valla bak. Bak, mesela… Mesela mesela… İnsanın güzelliği içindedir. Bak, ben kendimden örnek vereyim. -Arada da bir sarılayım, ne olacak ki?
-Sarılma, Allah aşkına, istemiyorum. Yakalarım diye düşündüm de olmadı. Bak şimdi. Mesela masaya oturdun,
tamam mı? -Öpeceğim artık.
-Ya öpmeni istemiyorum, Naime! Deli misin nesin ya? Sanki öpmeme izin verir gibi baktın da. Hayır! Şöyle göz süzdün. Nasıl bir bakış o? Göster bakayım. Neyse. Şimdi bak. Beni bir düşün, tamam mı? Masaya oturdum. Masaya bir irmik helvası geldi. Baktın, dedin ki “Ana, bu ne la,” dedin. İrmik helvası. Normal bir helva, dedin. Ondan sonra kaşığı bir daldırdın. İçinden dondurma şöyle aktı mı kardeş? İşte ben o irmik helvasıyım. İnsanı kızgın kumlardan serin sulara
akıtan bir irmik helvası. Ya ne irmik helvası Allah aşkına? Sen benim cenaze helvamsın ya! Ana! Kızarken bıyığın şöyle oluyor. Şöyle oluyor. O çok iyi. Ana, çok iyi la. Domates çorbası var ya, onun üstündeki kaşar
insanın bıyığına yapışır da şöyle şöyle, şöyle şöyle sallanır ya, -keşke ondan olsaydım ya!
-Aha! Naime geri dur! Naime geri dur! Ne olacak? Ya kim geldi, çok merak ediyorum. Kim bu? -Hazır mısın Çiçek?
-Hazırım. -Üç deyince açıyorum.
-Tamam. -Beş, dört, üç!
-Sürpriz! Bu kim be? Çiçek… Benim, Bilal ya. -Bilal mi?
-Evet. Bilal… Bilal. Aa, Bilal! Bu yüzündeki şey ne? Ha, bu mu? Bıyık. Nasıl? Bir İtalyan havası vermiş değil mi? Daha çok Sivas havası vermiş. Ya Çiçek, ee, bu kim hayatım? “Hayatım” mı? Çiçek! Tanıştırayım Bilal. Bahadır, boyfriend’im. Ama ben senden hoşlanıyordum ya! Aa, yazık ya, kıyamam. Keşke buraya gelmeden önce
bir mesajla falan söyleseydin. Ben de burada yalnız kalmayayım diye
kendime bir yaz aşkı yaptım da. Aşkın mevsimi mi olur, çiçeğim? “Çiçeğim” mi? Senin çiçeğini şılap şulup diye
koparmışlar haberin yok. Daha “çiçeğim” diyor. Şöyle koklamışlar. Ya, Çiçek. Sen bununla mı takılıyorsun
İstanbul’da kızım? Oğlum, bunun sokak kedisi gibi bıyığı var. Ya bununla çıkılmaz be. Beslenir bu. Sen ne gülüyorsun lan? -Gülecek.
-Kanka, kız espri yaptı. Boyfriend’im. Gül Ozan. Püh be! Yazıklar olsun lan. Hani ya ikimiz ya hiçimizdik? O ne saçma bir söz ya? Erkek sözü, sen anlamazsın. Oo! Bıyıklı ve öfkeli! Ya sen tipine bakmadan bir de
trip mi atıyorsun be, görüntü kirliliği? Ya bunlar kapalı alanda olmamalı. Ben bunu çekmek zorunda mıyım abi? Şş! Bana bak… Sen ne öyle dolmuşun önündeki köpek süsü
gibi kafanı sallayıp duruyorsun? Ha? Şş, bana bak. Kızım sallanma lan,
kafanı koparacağım şimdi ha. Nasıl sinir etti.
Sen beni boyfriend’imle dalga geçemezsin. -Anladın mı?
-Ne? Boyfriend mi? -He, ne olacak ki?
-Abla… Friend tamam da, boy nerede ya? Oğlum… Tipi düzgün, karakteri yamuk. Sana şuradan bir çakarım,
seni bu beach’e gömerim. -Beach kurusu!
-Şş, tamam Naime. -Naime, tamam.
-Adamı… -Hayır, tamam. Naime, tamam.
-Adamı çıldırtmasınlar. -Tipe bak.
-Naime. Tamam ya! -Naime!
-Onun ağzını kırarım bak. -Tamam.
-Tamam la, hadi. Hayır, git! Şunlarla bir olma ya. Valla ya, salak mı ne. Şunlarla bir olma, Allah aşkına. -Olmayız.
-Ben bugün dostu da düşmanı da -tanıdım zaten.
-He. Evet, evet, evet, DJ Mustafa sizlerle! Evet, Boynuz Beach’in düzenlediği
6. Geleneksel Eşli Dans Yarışması’na hoş geldiniz! Evet, çiftlerimiz hazır mı? Biz çift değiliz. Hı, belli belli. Nuh’un gemisinde tek kalmışsın iyi ki,
çiftini bulamamışsın. Naime. Var mısın şu yarışmayı kazanalım? -Çıkma teklifi mi la bu?
-Allah Allah! Hayır, sadece bir dans teklifi ya! O daha işime gelir. Yapışmalı mı? Yapma şunu. Kazanana kadar.
Sadece dans edeceğiz. Tamam, ne olacak? -Dans ederiz. Ne olacak?
-Evet… Herkes, çiftlerimiz de hazırsa
alkışlarınızla kazananın galip olacağı yarışmamız başlıyor. Ve ödülümüz… Gümüş Boynuz! -Vauv!
-Ne salak bir ödül la bu? Boynuz… Nereye, ne araya takacağız oğlum o ödülü? Evet… İlk çiftimiz bize tutkunun
ve aşkın dansını getiriyor. Tango! Bravo! Bir alkış! Salağa bak. Yürü haydi haydi! Pisti boşalt oğlum. Çok heyecanlandım ya.
Biz ne dansı yapacağız? Of, ben de çok heyecanlandım ya,
ne dansı yapacağız? Evet. İkinci yarışmacılarımız geliyor.
Ve onlar bize Brezilya’nın ateşini getiriyor: Samba! Alkış! Efendim, İrem Kahyaoğlu’na da
bir alkış alalım. Bu sezon bizimle birlikte. Leman, hoş geldin. Hoş bulduk. Kalp krizi geçiriyorum şu an. Nasıl buldun ekibi? Çok heyecanlıyım. Bir şey söylemek ister misin? -İlk skecinde?
-Hayır, şu an hiçbir şey söyleyemiyorum. “Tamam, uzatma,” diyorsun. Peki, teşekkür ediyorum. -Rica ediyorum.
-İyi sezonlar diliyorum efendim. -Teşekkür ederim.
-Buyurun. Bu ne biçim dans lan? Kıskanma kardeşim, kıskanma kardeşim. Bakalım sen ne yapacaksın? Hadi bakalım. Ya niye artistlik yaptım?
Ne yapacağım Naime? -Biz ne yapacağız, Allah aşkına?
-Ne bileyim la? Bir sarılsak mı, ne yapsak? Ve son çiftimiz bize zarafetin dansını getiriyor! Zarafet neydi la? Neydi oğlum zarafet? Sen bilmezsin, gel. Son dansımız Vals! Naime, biraz yardımcı olur musun sen de? Naimeciğim, bak böyle olmaz. La kes la! Şş, Yücel. Anam bu ne la? Bana batının oyunlarıyla gelmeyin oğlum. Şş, oradan bir erik dalı gönder. Göndersin, göndersin. -Kızım ne erik dalı ya?
-Sen şimdi izle. Hadi la. Bravo! Bravo! Ve alkışlarınızdan da anlaşılacağı gibi,
kazanan… …bıyıklı çift! Yes be! -Ve Boynuz onlara gidiyor!
-Yes! -Ver kardeşim!
-Bravo. Ne oldu? Ne oldu? Hani altı yıldır kazanıyordunuz? Çiftlermiş! Ne çifti be? Çift dediğin bizim gibi olur. Çift gibi çiftiz biz be! Böyle çift gördünüz mü? -Naime…
-Ne olacak? -Naime…
-He? İyi misin? Bak ben… -Hı hı.
-Çift derken, yani… -Hani, dans…
-He? -Sen ne yapıyorsun?
-Ne yapacaksın? Lan, canlı yayın mı bu? He, canlı yayın. Oha! 1500 kişi izliyor ya! Kızım, bu okulun hesabı. Sen okulun hesabını nasıl ele geçirdin? Seni geçirdiğim gibi. Parça parça. Yavaş yavaş. Acelem yok. Kızım, sil şunu. Allah aşkına sil ya. Silerim oğlum, ne olacak?
Gören gördü zaten. Okul başlayınca nasıl olsa sahibi var diye
kimse yanına da yanaşamaz. Yavaş yavaş. Acelem yok. Ben beklerim. Ozan. Seni hiç sevmiyorum, bak,
aklın almaz yani o kadar sevmemek. Senin yüzünden kaybettim, beceriksiz. Kız, bir saniye, sen ağlıyor musun? -Hı.
-Sen bayağı iyiydin. Senin partnerin tırttı ya! Hadi gel, şöyle beach’e gidelim de
ben iki bir şey çalayım. Bir heyecanlan, bir gaza gel ya. Aa! Sen bana mı yazıyorsun? -Evet!
-Aa! Yaşasın. Hadi gidelim.
Bu eziklerle aynı ortamda durmayalım. Hadi bye! -Ozi!
-Senin yüzünden ya! Ne? Al kardeşim, bu ödül sana yakışır. Eşofmanlı Şevket Hoca geliyor! -Hocam.
-Buyur kızım. Hocam? İki senede hiçbir şey değişmemiş. Hocam hoş geldiniz,
yokluğunuzda kendimi yemeğe verdim. Varlığımda Ebru Şallı’ydın çünkü İbo. Anayasa’nın yedinci maddesinin
ikinci fıkrası komik midir? Bende erken seçim problemi var. Of! Tam iktidara gelirken sıkı yönetim ilan et. Teşekkürler efendim. Ee, şimdi çok sık soruluyor, tabii, ee, bu skeçler nereden geliyor, nereden çıkıyor diye. Ee, yazar grubumuz burada, değil mi? Bu güzel skeçleri yazanlar
bir ayağa kalkabilirler mi? İşte, soruyorsunuz efendim, yazarlarımız. Burak nerede? Evet, bir kısmı da arkada efendim. Teşekkür ediyoruz, ellerinize sağlık. Herkes adına ben kendilerine
teşekkür edeyim. Çok enteresan bir derdi olan var mı? Şurada bir beyefendi var. -İsim ne efendim?
-Mecit Sert. -Mecit Sert?
-Evet. Bizim derdimiz yazarlarınızla. Bir Adanalı olarak,
bizimle çok uğraşıyorlar. Özellikle buradan, Şefika teyzemiz var, bu konuyu anlatırsam Pozantı’dan,
daireden hisse verecekti bana. Buradan selam söylemek istiyorum. Ee, biz Adanalılar olarak,
tamam, Güneş’e ateş ediyoruz, belki birbirimize kepçelerle
şakalaşıyoruz ama, ee, biliyorlarsa iki tane de turist arkadaşı,
ee, yemek yemekten hastanelik ettik. Bunun için hiç skeç yapmadılar. Bu bizim büyük bir derdimiz. Rica ediyoruz kendilerinden,
bunu skeç yapsınlar. Evet, Adanalı hemşerilerimizin
bu başarısını da lütfen görmezden gelmeyelim. Lütfen! Adana’mızda asla aç kalınmaz. Asla dışarıda uyunmaz. Adanalıların yüreği de,
kendileri de sıcaktır. Evet, Mecit Bey, Adana turnemiz var,
o kadar korkuyoruz ki… -Gideceğiz diye…
-Yok, bakın. Ondan değil! Yemekten, yemekten efendim. -Yanlış anlamayın.
-Lütfen. Yani merak etmeyin,
sizi hastanelik yapacağız. Yedire yedire. En az üç kilo garanti veriyoruz. Ee, hiç merak etmeyin. Üç kilo garanti. Ama yazar grubuna
özellikle on kilo garanti veriyoruz. Çok, yani onlara çok bilendi Adanalılar. Muhakkak bekliyorlar. Ee, bu arada ben, ee,
28 Eylül 1999’da aşkım başladı. Mihrican Hanım. 20 senem oldu. Ona da herkesin huzurunda
seni seviyorum demek istiyorum. İzniniz olursa. Hadi deyin. -Dedim. Son olarak da…
-Evet. Pardon, ee, Mecit Bey’in potporisi bitince
devam edeceğiz efendim, buyurun. Volkan Demirel’e de
buradan bir teşekkür etmek istiyorum. Yüreği koca adam. Bir Fenerbahçeli
olarak gurur duyuyorum onunla. Seni seviyoruz! Antalya kampında çocuklarımın
doğum gününü kutladı. Yüreği büyük adam. Onu çok seviyorum. -Çok teşekkür ediyorum ona.
-Evet. Çok sağ olun. Mecit Bey, keşke yarın da siz çıksaydınız. Olabilir. Hanım da gevezeliğimden şikayetçi. -Evet.
-Teşekkür ediyorum. Evet, biz de Mecit Bey’in eşine
sabırlar diliyoruz. Allah dayanma gücü versin efendim. Ben de rakip takımın taraftarı olarak Volkan Demirel’in futbolu bırakma
sözüne çok mutluyum. Çok tuttu. Bundan sonra tutmayacak. Kendisiyle beraber maç seyretmeyi
teklif ediyorum. Yanında Egemen Korkmaz var efendim. İkisini de buradan alkışlıyorum.
Hoş geldiniz. Adana’yla ilgili şöyle bir şey söyleyeyim,
insan sevdiğiyle uğraşırmış. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Herkesi çok seviyoruz.
Bizim derdimiz bütün hemşerilerimizi, bütün Türkiye’yi kucaklayıp
hepsinden bahsetmek, hepsini kucaklamaktır. Ee, şimdi bizde derdi olan
insanların bir şov programı var. Dertlerinden bahsediliyor. Bol bol ağlamalı,
bol bol ağlama vadeden bir program bu. Evet, sırada Yaralı Show’umuz var efendim.
Bakalım konukları kimler? Şovumuz nasıl acıklı geçecek,
izleyip görelim efendim, buyursunlar. Evet, tamam, yeter. Hele oğlum, çıkın ulan! Hele çıkın! Çık! Çık! Çık dışarı! Çık! Len çık! Çıkın dışarı! Çık! Hele bak! Hale bak! Sus! Sus! Hele bak ya! Siz ne yapıyorsunuz? La program başlıyor! Köy meydanı mı burası? He? Köy meydanı mı? He… Köy meydanı dedim, bak aklıma ne geldi. Ben bu yaz nereye gittim, biliyor musunuz? Dedim hele şöyle halkımla iç içe olayım, köylümü
bir tanıyayım dedim, bir köye gittim. Gerçekten bizim halkımız
müthiş misafirperver. Benim odamı hazırlamışlar.
Yediğimden içeceğime, her şeyi düşünmüşler. “Hayati abi aşağı, Hayati abi yukarı!” Ben bu sevgi karşısında
ağla, ağla, ağla, ağla… Tam ben ağlarken baktım bir köylü geliyor. Dedim, “Gülüm, bu köyün adı nedir?” “Hangi ilçeye bağlıdır?” “Ne kadar şirin bir köydür!” Dedi “Burası tatil köyüdür.” “Aha bu da yediğinin,
içtiğinin faturasıdır.” Ben o faturayı görünce
ben ağla, ağla, ağla, ağla… Böyle bir ağlama yok. Dedim “Ben bu hesabı vermem.” Bunlar beni bir döv, bir döv, bir döv… Böyle bir acı, böyle bir yara yok yani. La Alper. Oğlum, yaramı çek, yaramı, yaramı! Allah Allah! Evet. Yaralı Show’a hepiniz hoş geldiniz! İlk konuğumu çağırıyorum. Aşkı arayan ve hayatı boyunca aşkı bulamayan bir insan güzeli geliyor. Burcu Aga geliyor! Hadi çıkın ulan. Çıkın! Hele çıkın! Çık! Çık! Ulan çık! -Ahey, ahey, ahey, ahey!
-Oğlum, bitti, bitti! -Ahey!
-Bitti, bitti! Evet… Hele bak, hele bak. Hoş gelmişsin, kaşları halay çeken kadın. Hoş bulmuşum. Hele bize yaranı anlat. Sen kimsin? Benim adım Burcu Aga’dır. 1350 tane köylüye, -350 tane orta baş civcive…
-Ha, bak. …600 tane karınca, 500 tane Pomeranian köpek, iki tane Yorkshire Terrier, beş tane de at sineğinin agasıyımdır,
biri kayıp. Peki sen nasıl birini istiyorsun? Ben bu hayatta çok yalnızımdır. Bu kalabalığın içinde yalnızımdır. Hiçbir flörtüm yoktur. Benim istediğim kişi bir düşündüm de uzun, kısa ya da kel. Hah. Şişman, zayıf ya da kel. -Evet.
-Sakallı, bıyıklı ya da kel. Kel benim için çok önemlidir. Benim kırmızı noktam kelliktir. Evet, yemin ediyorum, bak kel kafa… Burcu hoş geldin. Hoş bulduk. Hayırlı sezonlar diliyorum. Hayırlı sezonlar. Neredeydin, ne yaptın? Tatilde. Ne tatili? Yıllık ücretli izin. Yıllık izin mi aldın?
O öyle bir şey değil ki. Yıllık. Ne kadardır yoksun sen? Bir yıl. Ama olmaz. Yıllık izin öyle bir şey değil.
Ben sana dedim gitme diye. Yoo, öyle. Bir yıl boyunca zaten ücretim vardı,
bankadaydı. -Evet?
-Ücreti izindi, yattım. Çok iyi yapmışsın. Peki bu Burcu Ağa üzerinde düşündün. -Çok düşündüm.
-Bu hayvanları nereden buldun? Ansiklopediden. Peki en anlaşamadığın hangisi? Civcivler. Ya küçük alıyorsun, o büyüyor. -Allah Allah?
-Sıkıntı çıkıyor. -Ne sıkıntısı çıkıyor?
-E olmuyor, kıyafetleri olmaz. -Sen giydiriyor musun onları?
-Tabii kışın nasıl olur? -Evet, enteresan.
-Hepsinin kıyafeti var. Adları var. Ne, adları ne? Say bakalım adlarını. Hamdi, Vandi, Sandi,
Kandi, Ondi, Fundi, Pundi. Nasıl ayırt ediyorsun onları? Boyuyorum. Efendim, Aylin Kontente’ye
kocaman bir alkış. Hoş geldin. İyi ki geldin, hoş geldin. Bu ara biraz aramız kötü Aylin’le. Bunu da hemen şey yapayım. Bizim kız doğdu,
ilk mesajlardan biri Aylin’den geldi. “Benim iki oğlum var,
bundan sonrasını sen düşün,” idi mesaj. Ben hayatımda ilk defa
böyle bir çocuk tebriki gördüm. Alacağın olsun canım benim. Buyurun, devam edelim. Kaldığımız yerden. Evet, tane tane ha? Agasıyımdır. Aha, kel. -Kel.
-Esmer. Daha esmer belki de. Ama kel. Kellik benim kırmızı noktamdır. Evet, gerçekten kel kafa çok önemlidir. Öyle kafasızlar gördüm, altında vücut yok. Öyle vücutlar gördüm, üzerinde kafa yok. Yemin ediyorum. Ben bunu anlamamışımdır.
Ama önemli değildir. Ben bu programdan umutluyumdur. Burada çok erkek cinsi oluyor. Halay malay çekiyorlar,
onlardan biri olabilir. Ya da şu zurnacıyı alırım. Eve götürürüm, saçını orakla kazıtırım. Kel olur. İyi ya, al senin olsun,
sen de beni bundan kurtar. Ama programdan sonra. Hele geç otur,
senin yaralarını dinleyeceğiz. Evet. İkinci yaralım geliyor. Bir bayan geliyor. Bayan hakları savunucusu. Evet, dinliyoruz o bayanı. Yeter geliyor! Hele yeter la yeter. Çıkın! Çık! Çıkın ulan dışarı! Hele buraya! Hele çıkın! Çık ula! Çık! Çıkın dışarı! Sana geliyorum ha! Hoş gelmişsin, Yeter. Evet, bize demek bayan acılarından, yaralarından
bahsedeceksin ha? Evet, merhabalar, hoş bulduk. Ama öncelikle, ee, “bayan” demiyoruz. “Kadın” diyoruz. Hani nasıl erkeğe erkek diyoruz,
kadına da kadın diyoruz. Evet, ne diyor? Kendisi ne diyor? Diyor, bayan demeyin. Kadın deyin! Evet, anlat bakayım bayan. Evet, efendim, dediğim gibi, ben burada kadın haklarıyla ilgili
konuşmak için geldim. Bu toplumumuzdaki çarpık kadın algısını
anlatmak için geldim. Ve size özel olarak çok teşekkür ediyorum. Size ve seyircilerinize. Çünkü genelde televizyonda
bize söz hakkı verilmiyor. Bu sayede konuşabileceğim. Görüyorsunuz. Böyle bir şey yok ya. Böyle bilmiş bilmiş konuşuyor,
böyle kocaman kocaman. Cimcimeye bak hele! Cimcime! Bık bık diyor, bıdı bıdı diyor! Bir sürü bir şey anlatıyor! Hiçbirini de anlamıyorum ha! -Neyse.
-Ben bık bık… Bayancığım, sen çok tatlı bir bayansın.
Geç hele. Diğer konuğumuzu alacağız. Evet, sıradaki konuğumuz geliyor. Sokaktaki insanın acısını anlatıyor. Onların yaralarına parmak basıyor. Yükselen trend Ben İso geliyor! La durun! O kendi müziğiyle gelecek! Çıkın! Çık! Kendi müziğiyle gelecek o! Çık! Hele müziği ver. Kaslanarak, tenim. Kaslara bak, benim. Tost yedik, girdik gram. Ay başı geldi, kiram. Devam dedi, dedim bro para dedi, bozdum yok. Sabah sabah yedim kuru. Gaz yaptı, midem koro. Bacanağım için, bacanağım. Görümcem için, görümcem. Eltiler için, elti elti. Dilaverim için, dilaver! Bir şöbiyet, pasta için. Bir tost bacanağım için. Ayran biladerim için. Kürek eltilerin işi. Vay, vay, vay, vay, vay. Bak hele, bak bak. Canavarıyla gelmiş buraya. Pisi pisi! Hele pisi pisi! Hele İso, ben hayatımda
böyle bir rap dinlemedim. Tane tane anlattın, hepsini anladım. Yemin ediyorum çok güzeldi. Gerçekten çok güzel bir rap. Hoş gelmişsin Ben İso. Hoş bulduk abi. Ben de Hayyo! Görüyorsun şakayı? Gerçekten, görüyorsunuz. Konuşurken bile rap yapıyor. Konuşurken. Hele Ben İso,
ben de rap yapabilir miyim ya? Tabii yaparsın abi. Tane tane dene. Trap, vrap, zrap, tramp. Bırıp, bırıs, tırıs, kırıs. Bırt tırıs, turuvıs dıt pis! Nasıl? Bir düet yapmalıyız abi. Yapacağız, yapacağız. Hele geç şöyle, son konuğumu alalım. Hele geç, hele geç. Ben Kelo! Sana şimdi bir rapçi şakası yapacağımdır. Hazır mısındır? Sor bakalım bana emin miyim diye. Emin misin? Eminem. Rapçi Eminem la. Gülün lan! Ya, yemin ediyorum ben daha
komik bir şey duymadım hayatımda! Vallahi gül gül öldüm ha.
Allah senin cezanı verecek. Allah senin cezanı verecek.
Gerçekten çok komiksin. Evet, şimdi izninizle son konuğumu alıyorum. Kendisi geliyor. Kuzeyin oğlu, Starkların yeğeni, duvarların koruyucusu İbrahim Konak geliyor! Çık ulan! Vallahi sıkarım ha! Hele bak ya! Hele bak, halay böceklerine bak ya! Başka bir şeyle durduramıyorum
artık bunları! Evet, nasılsın İbrahim? Kolumu kanadımı kırdılar Hayati abi. Kolu kanadı kırık bir kuş gibi, yahu Beşiktaş gibi kanatsız,
kaldım Quaresma’sız. Oy, anam oy. Kasımpaşa’ya koydum kanadın yarisini. Kanadın yarisini. -Oy!
-Tamam, tamam, tamam. -Oy!
-İbrahim. Sana sonra şarkı söyleteceğim.
Hele geç otur yerine. Hele geç otur yerine. Selam hepinize. Ben şöyle… Öyle değil, öyle oturma. Bu taraf. Yok burası iyidir, böyle oturayım ben. Yine geliyor. Şu taraf. Ben şu tarafa geçeyim. -Bacım…
-Of, evet. Hoş gelmişsiniz. Değerli yaralı konuklarım. Ama şöyle bir bakıyorum, içinizdeki en yaralısı… Yeter Hanım. -Teşekkür ederim.
-Yeter Hanım. Hele şöyle azıcık çekil,
İso’yu göremiyorum. Ben İso! Valla bütün yaz yemin ediyorum
senin albümünü dinledim. Ben ağla, ağla, ağla, ben bittim. Yemin ediyorum bittim, o nasıl albüm. Yeter, sen biliyor musun
Ben İso’nun acılarını? Ben kendisini bugün tanıdım. Daha önce tanımamıştım. Ama böylesine
konuşma bozukluğu olan birini ekrana çıkarmanız
bence çok takdir edilesi. Tebrik ediyorum sizi. Yok, abla, ben okumayı yeni söktüm,
ondan heceliyorum. Hmm, ee? E sen böyle konuşursan
bu program bitmez ya. Vallahi bitmez. O yüzden yine içinizdeki
en yaralıya dönüyorum. Yeter’e dönüyorum. İzin verirseniz kadın haklarıyla ilgili
konuşmak istiyorum. Kadınların derdinden,
halinden en iyi ben anlarım. Çünkü dertlerimiz ortak. -Öyle mi?
-Öyle. Allah Allah, sizinle ne gibi
ortak bir derdimiz var acaba? Yoksa siz de mi işte, yolda,
otobüste, metrobüste, minibüste, barda, kafede, hatta sokağın orta yerinde sosyal medyada tacize uğruyorsunuz? Yoksa siz de mi dayak yiye yiye öleceğim korkusu
yüzünden eşinizden boşanamıyorsunuz? Ya da sizin de mi katiliniz
kravat taktı diye indirimden yararlandı? Yoksa size de mi “Aman canım,
o sokağın köşesinde o saatte ne işi varmış? Onunla, o etekle?” diye ölen size bu muameleyi yaptılar? Yani gerçekten ben beyefendiyle ortak derdimiz nedir
çok merak ettim doğrusu. Yıpranan saçlarım. Uzun saçın derdi çok oluyor kadınım. Uçları hep kırılıyor! Ve bakımı öylesine güç,
öylesine masraflı, pahalı ki… Keratin bakımı yıktı ocağımı,
bitirdi paramı. Oy! Ay… Aman! Hemen, hemen ben bittim, ben bittim! Aman, ben öldüm… Of, ben bittim, ben öldüm. Ben yemin ediyorum, hayatımda daha büyük bir acı, daha büyük bir sorun görmedim. İşte acaba hayatınızda
daha büyük bir sorun duymamış olmanız en büyük sorununuz
olabilir mi acaba? Yani izin verirseniz bana,
ben şurada iki kelime edeceğim. Kadın haklarıyla ilgili konuşacağım
lütfen. E hadi buyur ya. Ya sen de böyle yani, dır dır, dır dır, dır dır, dır dır
kafamda yani bayan gibi… E hadi buyur ne anlatacaksan anlat. -Üf.
-Ben şunu anlatacağım izin verirseniz. Kadına olan bakış açımızı değiştirmemiz
gerektiğini düşünüyorum. -Hı?
-Çünkü toplumdaki bakış açısı yanlış. Yani bu bir sorun. Bu sorunu çözmemiz için bana sorarsanız
bunun tarihine inmemiz gerekiyor. E in! Bunun geçmişine inmemiz gerekiyor! İn! Bu kadın sorununun kültürüne
inmemiz gerekiyor. İndim dereye, taş bulamadım. İndim dereye, taş bulamadım. Kendime göre eş bulamadım. Kafama göre eş bulamadım. İndim dereye, taş bulamadım. İndim dereye… Yeter hele. Hadi yeter lan! Çıkın ula! Hele çıkın! Çıtın, yeter la! Vallahi yeter ha! Hele çıkın! La yeter! Allah Allah! Allah Allah! Sizi kovmaktan tansiyonum düştü yahu! Oğlum, Alper, tansiyonumu çek. Çek tansiyonumu. Kaç çıktı? Bilmiyor musun? Ula bilmiyorsan ne duruyorsun orada? Ya çok düştüyse? Ya düşüp burada bayılırsam? Ya burada yakında
bir hastane mastane var mı ya? En yakın hastane üç yüz metre ileride. -Sağdan ilerleyin.
-Yav hele sus! Allah aşkına! Google Maps! Her kafadan bir ses çıkıyor ya! O zaman ben bu programı
nasıl devam ettireceğim? Güneş gidiyor, güneş!
Bu çekimi bitirmemiz lazım! Pardon, ben yine araya giriyorum ama,
izin verirseniz ben iki satır konuşabilir miyim? Artık söyleyebilir miyim söyleyeceklerimi? -Evet, tamam.
-Hı hı. İmparator dinlemede. -Tamam.
-Listen you. -Buyur.
-Tamam, ee… Bölmeyeceksiniz ama bu sefer, söz mü? Evet, evet. Gerçekten ben de anlamıyorum ha. -Neyi?
-O kadar haklı ki ben anlamıyorum. Yani bu kadınlar ne istiyor,
ben gerçekten anlamıyorum. -Ee, İbrahim.
-Yani… Şimdi kadınların ne istediğini anlamadık.
Ee, sen ne istiyorsun? İndirim istiyorum, Hayati abi. Ersin Hair Designing bana indirim yapsın. Bu acı bitsin artık. Berberim Ersin Hair Designing
ve fiyat tablosu arasında yaşadığım dramı bir şiirle
anlatmak istiyorum. Hele buyur, sahne senin. Evet, Onur, çal bakalım. Tam bir manyak gibi çalıyorsun. Çılgın atıyorsunuz, çılgın atıyorsunuz. Kocaman bir alkış. Manyak gibi çalıyorlar. Ersin Hair Designing. Tarlabaşı Bulvarı, numara 332. Ersin’im, berberim, kuaförüm, adamım. Sen… Fön mak… Sen bozma, devam et. Sen fön makinasını bir kartal gagası gibi
elinde tutarken mesajlarında dolaştırırken yaparak… Saçlarımı yaparak ben ürkek bir antilop gibi
titrerdim koltuğumda. Acaba ne kadar gelecek hesap! Acaba ödeyebilecek miyim
bu fönün parasını diye dertlenirdim, titrerdim
bir erik dalı gibi koltuğumda. Berberim. Çok para istiyorsun be adam. Ben seni bilirim çıraklığından. Balon tıraş ediyordun,
yerdeki kılları, saçları süpürürdün ama, ama, ama, ama, ama, ama… Çok korkuyorum yanlış bir yeri tutacağım
diye ama devam edeceğim yine. Of! Ama o tabelaya bir çaktın
“hair designing”i ondan sonra da elimize verdiler, elimize verdiler oy… Parayı çıkaramadım. Ensede de bıraktım saçımın yarısını. Saçımın yarısını. Yazın üç sütun üstüne
kapkara haykıran puntolarla Ersin Hair Designing
kazıklamaya devam ediyor. Hâlâ! Ha! Beğendin mi Hayati abi şiirimi? Pardon. -Görmedim, pardon.
-Canavarla oynamayın. Canavarla oynamayın. Ben zurnacıyı artık almıyorum. Bunun namusu gitmiştir.
Ellenmedik yeri kalmadı. Bunu ben ne yapayım? Alo? Nüfus Müdürlüğü mü? He, beni nüfustan düşün. He ben öldüm çünkü. Ben öldüm, ben bittim, yokum! Alo? Kapattı herhalde. Ya ben böyle bir acı görmedim. Ben böyle bir keder görmedim! Kendimi dinlerken o kadar sıktım,
vallahi göbek deliğim çatlayacaktı oğlum. Göbek deliğimi çek, göbek deliğimi. -Peh!
-Pardon? Bana söz verecek misiniz
vermeyecek misiniz? -Bak.
-Buyurun? Yemin ediyorum
ben çok duygusal bir adamım. Hı hı. İnan şimdi burada ağlarım ha! -Söz veriyorum.
-Tamam. Söz veriyorum ben İso’yu liseye
göndereceğim, artık akıcı rap yapacak. İnşallah, abi. Ben bunu okuturum. Bizim köyde okula gider, fişlerle okumayı öğrenirsin.
Hiç merak etme, Ben Kelo. Abi yardım edin, hani nerede Berkcan? Hele bak, bak, bak. Ali topu at. Böyle bir komedi yok ya! Hep ağlayacak değiliz,
biraz da gülelim canım! Abi komik değil, bu ciddi ciddi götürüyor beni alttan alttan. Ben Kelo. Benimle aşka var mısın? D-d… Yok abla, Allah’ını seversen. Ne olursun, yeni albümüm çıktı.
Ben rap’e gönüllüyüm. Ne olursun, gözünü sevdiğim, beni sal bir,
kendi yoluma gideyim. Allah’ını seversen ya! Ya adam aşka geldi, dili çözüldü ya! Ben Kelo! Helal olsun sana! Hadi, benimle bir düete var mısın? Aşkımızı bir şarkıyla dile getirelim. Hele orada dur, orada dur, orada dur. Bu programın finalinde
hep son şarkıyı ben söylerim. Sen dur, sen dur, sen dur. Sahne sizin, sahne sizin. -Şarkı mı söyleyecekler?
-Evet. Tamam, onlar şarkı söylesin, öbürü şiir okusun, siz burada oturun,
ben artık gidiyorum. Benden bu kadar.
Çok teşekkür ediyorum size. Anladığım kadarıyla televizyonda kadının
tek yeri acı çeken, televizyon dizilerindeki kadınlar. Eyvallah, ben size teşekkür ediyorum,
sağ olun. Hele bu ne dedi şimdi ya? Bu da bayan gibi her şeye alınıyor ha! Neyse, sinirimizi bozmayalım. Şöyle biraz neşelenelim.
Hadi buyurun, sahne sizin. Abla, peşimi bırak. Albüm çıkacak. Herkes korkacak. Karizma direkt biter. Kaslarım bile söner. Geceler, geceler, bekler beni sahneler. Kariyerim için, kariyer. Albümüm için, albüm albüm. Geleceğim için, gelecek. Hatırım için, dilaver. Civcivlerim için. Sineklerim için. Aşkımız için. Gel beri, gel beri. Sen benim köyleri toprak güzleri Gel beri, gel beri. Kim bunun berberi? Kumralı, esmeri severim kelleri. -Yürü.
-Valla ben öldüm. Ben öldüm, ben öldüm. Ben bittim, ben gittim. Ben şu an neredeyim? Burada mıyım? Neredeyim ben? Vallahi ayaklarımı kaldıramıyorum,
hissetmiyorum. Programı kapatamayacağım. Hele çocuklar, sedye getirin sedye! Sedye getirin, ben öldüm. Öldüm İbrahim, öldüm. Oğlum, getirin, getirin. Ulan yine kaçak işçiyle gelmiş. Hele getirin, getirin. Evet, Allah… Allah razı olsun. Aman çocuklar. Evet, değerli Yaralı Show konukları. Bir sonraki programda görüşmek üzere. Hepinize hoşça kalın diyorum! Yaralı Show burada bitiyor! Teşekkür ediyorum, efendim. Bizim bir televizyon programımız var. Ne zamandır yapmıyorduk, merakla izlenen, ciddi ciddi bize bilgiler veren bir
programımız var, efendim. Bakalım programı kimler yapıyor?
Seyirciler kimler? Soruları neler olacak?
Hangi meraklarımızı gidereceğiz? İzleyip görelim, efendim. Özlediğimiz bir programla karşınızdayız.
Buyursunlar. Evet sevgili seyirciler.
Yurdu iki yıldır etkisi altına alan hasret rüzgarları nihayet sona eriyor. Efendim, kendisi cehalet boğasını boynuzlarından tutup
sağa sola deviren bir matador. Efendim, kendisi kültürümüzün
cahillik tüylerini alan bilge bir ağdacı. Lisanslı üç bant bilardocu, “Best Seller” yazar, hocaların hocası,
eşofmanlı Şevket Hoca geliyor! Hocam! Lan, 5000 kişi senkronize oldu, dört tane…
Ne yapıyorsun? Yeter, tamam. Lan! Oğlum, nasıl haberiniz oldu lan
geri döndüğümden? Uçaktan iner inmez aldınız beni
şafak operasyonu gibi ya. Şuna bak, yastığı bile çıkartamadım ya.
Nereden haber aldınız, oğlum? Hocam, siz gitmeden size çip takmıştım.
Öyle haberimiz oldu. Bakın. Titreşimi de var. Lan, lan! Lan, Tibet’te titreme krizine girdiydim
bir buçuk saat. Şeytan girdi deyip
sopayla dövdüler beni orada. -Senin yüzünden miydi o?
-Evet, hocam. Nenem yanlışlıkla kumandanın
üstüne oturmuştu, ondan. İki buçuk saat aralıksız
sopa yedim o kel keşişlerden. Gülümseye gülümseye vurdular bambuyu,
vurdular bambuyu. Evet. Hocamız huzuru bulmak için
iki yıldır Tibet’teydi. Bu arada bilmeyen seyircilerimiz için… Tibet, Kartal Tibet’in
kurduğu bir ülkedir. Ah! Öyle mi? Doğru. Çok doğru. Türkmenistan da Gökhan Türkmen’in kurduğu bir ülkedir. -Çok güzel.
-Çok güzel, değil mi? Evet, hocam. -Şevket hoş geldin.
-Hoş bulduk. İki sene burnumuzda tüttün.
Neredeydin, ne yapıyordun hakikaten ya? Ben şeydeydim… Demokratik Merzifon Cumhuriyeti’ndeydim. -Memlekete döndüm diyorsun.
-Memlekete gittim. Az işlerim vardı. -İyi yaptın.
-Mecbur yani. -Hoş geldin. Hayırlı sezonlar diliyorum.
-Teşekkür ederim. Hoş bulduk. Hepimize. Çağlar’a kocaman bir alkış. Yuvana hoş geldin kardeşim.
Buyurun, pardon, böldüm. Sağ ol, var ol. Hocam, ben sosyeteye
girdiniz sanıyordum jet hızıyla? Evet, İbo, bir arkadaşa bakıp çıktım. Oğlum, ne diyorum, bak burada… Tibet deniyor,
Merzifon Demokratik Cumhuriyeti… Sen… Ben Tibet’te Dalai Lama ile
takılıyordum ya. Ondan sonra baktım, artık yeni bir kitap
yazmanın zamanı geliyor da geçiyor bile. -Bizleri aydınlatmak için, değil mi, hocam?
-Yok lan, param bitti. Valla kalacak yerim yok, paraya ihtiyacım var. Hocam, kalacak yeriniz yoksa benim evim müsait.
Bir yer bulana kadar kalabilirsiniz. Memnuniyetle, kırmızı gonca. İstersen sana kitabımı da okuturum. Bu kitabımda hepimizin hayatına etki eden
bir konuya değinmek istedim. Et döner! Hayır, İbo ama benim konum da
bir çeşit et. Siyaset. Siyaseti en ince noktalarına kadar
yeni kitabım Sandıklar Dolana Kadar Kalsaydın Bari’de en ince detaylarına kadar incelemeye
gayret gösterdim. Tüm kitapçılarda. Lütfen alın. Ayrıca kitabın ön kapağındaki kodla arımbalımpeteğim.org’da yüzde 15 indirim. Arım Balım Peteğim Balları. Balda güvenin adresi. Kuvvet verir. Güç verir. Farkı ilk geceden anlayacaksınız. Bu gece yiyip yanınıza geleceğim, hocam. Güzel. Valla av tüfeğiyle vururum seni. Ama sana tattırırım, kırmızı nokta. Bal kilo verdirir, hocam. -Evet, hocamız yeni kitabında siyasetle–
-Evet, biz buradan anlatmaya gayret gösteriyoruz ama, ama, ama… Ayten kızımız yine rahat durmuyor.
Ayten yine huzur vermiyor. Ayten, siyasete giriyor. Evet.
İbo, ben de şaşırdım. Ayten siyasete atılıyor. Ayten’in amcası Kültegin bey, bir ilçenin belediye başkanlığını kazanıyor. Adamcağız daha mazbatasını eline almadan Ayten yanında bitiyor; “Amca, amca, amca! Bugün ne kadar kutlu bir gün?
Beni de özel kalem müdürün yap da yolumuzu bulalım.” Kültegin bey sinirleniyor,
“Ayten, saçma sapan konuşma, git benim başımı belaya sokma” diyor
ama Ayten geri adım atar mı? “Aman amca, o zaman bana bir ihale ver.” Kültegin amca sinirli. Şu şekil diyor. Burnundan soluyor. Ayten pişkin. Ayten gitmiyor. “Aman, sen nasıl bir siyasetçisin? be?” “Behice’nin amcası muhtar oldu, muhtar olduğu gün de Behice’yi aza yaptı. Bana hediyelik eşya vermeden
şuradan şuraya gitmem” diyor. Ayten, Kültegin beyin korumaları sayesinde
oradan uzaklaştırılıyor ama bu sefer de Ayten parti teşkilatına sarıyor. Parti teşkilatında başkan, o güzel insan, Ercüment ağlıyor. Kadın kolları başkanı Tülin hanım,
o güzel insan, o esmer bomba ağlıyor. Gençlik kolları… O örgütün başkanı,
o güzel insan, Ayberk… Ayberk’in gözleri yaşlı. “Kültegin bey, Kültegin bey, ne olur bu kadını bizim başımızdan alın”
diye ağlıyor. Esat Kıratlıoğlu denizden çıkmış,
saçları şu şekil önüne düşmüş. Esat Kıratlıoğlu, o da ağlıyor. Esat Kıratlıoğlu kim? -Şarkıcı Kıraç’ın babası.
-Desene… -Evet, hocamız eski formundan hiçbir şey…
-Arım Balım Peteğim Balları. Parmağını yalamak isteyenlere. Kuvvet verir. Feraset verir. Terfi ettirir. Yediğiniz gecenin ertesi günü komşulardan özür dilemeyi unutmayın. Hocam, bal demişken… İşçi arıların sendikalaşmasına ne diyorsunuz? -Fabl diyorum.
-Güzel. -Evet, sorulara geçelim.
-Tamam. Hemen Mehtap hanımla başlayalım. Hocam. Buyur kızım. Hö. Hocam! İki senede hiçbir şey değişmemiş. Yine bomboş gözler, yine bomboş bir beyin. Valla Tibet’te yaptığım o meditasyonlar
falan, hepsi boşa gitti ya. Dağlara çıkıp
çivili tahtalara yattığımla kaldım. Hocam. Hocanın bacağına ***, söyle artık! Kızdı. -Anladın, aferin ya.
-Anladım. -Hocam? Benim bir sorum olacak.
-Haydi sor, buyur. Yüce Divan’da uyunur mu? Güzel. -Yüce Divan’da…
-Uyunur mu? Uyunur mu… Ne kadar güzel. Çok güzel. Tabii, çok güzel uyunur.
Öyle bir uyursun ki bir daha uyanamazsın. Bunun için Yüce… Şimdi o Yüce Divan
yüksek bir tepedir kızım. Oraya, kışın özellikle, soğuk havalarda
gideceksin, şort tişört, zirveye oturacaksın.
Ya da uyku tulumu alacaksın. Onun ağzını burnunu iyice hava alamaz hale gelene kadar sıkacaksın. Ya soğuktan, ya havasızlıktan. Anladım, hocam. Çok güzel anladım. Üçüncü bir sorum daha var, hocam. Tabii, sayı saymayı da bilmiyorsun. -Evet, sor bakalım.
-Hocam. Mührümüzü seçtiğimiz adayın alnına basarsak
oyumuz geçerli olur mu? Müthiş. Olur. Çok güzel olur. Kabul olur. Şimdi onun için de, güzel kızım, çıkıyorsun bir binanın tepesine, elinde mühür. Aday aşağıda bekliyor. Olaylardan habersiz. Adayın alnının şakını hedef alıyorsun, elinde mühürle çakıyorsun mührü. Tam iyice çak ki adam şöyle şurasında
mührün izi iyice çıksın. Tamam, hocam. Aklıma kazıdım. İnşallah biz de seni -yerden kazıyacağız.
-İnşallah, hocam. Hocamız yine sevgi dolu. Buyurun. Hocam, hoş geldiniz.
Yokluğunuzda kendimi yemeğe verdim. Varlığımda Ebru Şallı’ydın çünkü İbo. -Sağ olun, hocam.
-Sen de sağ ol. Hocam, benim sorum
Yüksek Seçim Kurulu ile alakalı. Lan, aferin lan İbo. Valla beni kızdırıyorsun ama
bir o kadar da şaşırtıyorsun. Her seferinde beni şaşırtıyorsun Bravo, çok önemli.
Herkesin merak ettiği bir konu bu. Ne öğrenmek istiyorsun YSK ile ilgili? Yüksek Seçim Kurulu kaç metre yüksekliğindedir? Tüm Türkiye nefesini tuttu, cevabı bekliyor. Sal nefesini, Türkiye, sal! Siz de…
Siz salmayın, tutun. Tutun! Sizi topluca göndereceğim. Oğlum, sal.
Başıma bela olacaksın. Yüksek Seçim Kurulu ne kadar… YSK’nın çatısına çık, kendini oradan aşağı sal. Her 20 metreyi bir saniye olarak düşün,
ona göre hesap et. İbo, burada uğraşma, evde yap. Bitmez o. Sağ olun, hocam. Bir diğer sorum; Referanduma gitmek için hangi araca binmeliyiz? Süper. Senin hiçbir araca ihtiyacın yok. Gece olunca, zifiri karanlık, üstünü simsiyah giyin, E5’in ortasına yat. Gitmek istediğin yere gideceksin. Harika. Sonucu bildirmek için
nerede buluşalım hocam? Zincirlikuyu’da buluşalım. Öğle namazına müteakip orada… Sağ olun. Hocamızın bilgi göledinde yıkanmaya
devam ediyoruz. -Sıhhatler olsun.
-Sağ olun, hocam. Buyurun. Hayırlı sabahlar, hocam. Ya, oğlum. Güneş mi kaldı ya? Görmüyor musun ya? Benim güneşim sizsiniz, hocam. Ne güzel. Beğenerek izliyoruz. Lan, ne izliyorsun, oğlum? Sabahtan beri konuşuyoruz,
Tibet’teyim diyorum iki yıldır ya. Çip takmıştım dedim ya hocam.
Oradan izliyorum hareketlerinizi, anlık. Yokluğunuzda posterinizle evlendim, hocam. Nikahı da Pikachu mu kıydı? Sen bırak zevzekliği.
Sorun varsa sor ya, Fikri. Hocam, bende erken seçim problemi var. Vah. Üzüldüm. Ben bir… Çok zor. Nasıl ya? Anlat, anlat. Anlat, söyle. Söyle, söyle, çekinme. Apartmanda tam iktidara geleceğim, bir anda erken seçim oluyor, hocam.
Sizce ne yapmalıyım? Tam iktidara gelirken sıkı yönetim ilan et. Erken seçim problemin
ortadan kalkacaktır, Fikri. Ya da bal ye. Arım Balım Peteğim Balları. Parmağını yalamak isteyenlere. Kuvvet verir. Feraset verir. Arşa değdirir. -Yediğiniz gece, Instagram’a girmeyin.
-Evet. Son konuğumuza geçelim. Evet. Şunun tipe bak ya. Kalıbını al, mallığın anıtı diye dik bir yere. Mustafa, oğlum, Mustafa! Lan! Sana diyorum, sana.
Daha gidip bavul yerleştireceğim. Hadi. Ana muhalefetin anneler günü kutlanır mı? Bunu mu buldun? Sora sora… Ya geç!
Adam gibi bir soru sor ya. Anayasanın yedinci maddesinin ikinci fıkrası -komik midir?
-Güzel. Oğlum, bak. Bunlar daha önceden hazırlanmış
salak sorular. Teşekkür ederim, hocam. Bunu da iltifat… Tabii…
Benim şahsıma hakaret olarak şey yaparım… Bak, gidip bavul yerleştireceğim. Ben sana kopya vereyim, onunla ilgili bir sor. Mesela, oyla ilgili bir soru sor. Oy. Oy, oy Eminem, nedir bu güzellikler? Lan bir *** git ya! Ama bak, yani, bu benim… Şey yapıyorsunuz ama,
cendereye sokuyorsunuz ya. Lan oğlum, biz bunu anlatmadık mı ya? Ama biz bunları anlattık. Biz bunları… Finonun. Gel kuçu kuçu. “Minnoş, Minnoş!”
Biz bunları anlattık ya. Biz bunları şeyle anlattık… Lokomotif şeyle anlattık,
trenin garlarıyla anlattık. Biz bunu fiş… Anlattık biz bunu, bak. Civciv, kuş kuş. Flamingo kuşlarına anlattık ama ya.
Biz bunları, Arım Balım Peteğim Balları ile anlattık. Arım Balım Peteğim Balları.
Arayın, kapınıza gelsin. Kapıda ödeme. Bu fırsatı kaçırmayız. Kaçırmayız asla, hocam.
Arkadaşlar, biz de bal alalım. Hadi, bal alalım. Parasını verin, şey yapayım. -Görelim parayı.
-Sen benim için de al. Hocam, şöyle verelim. -Arkaya geç, kameramı kapatma.
-Tamam. Buyur tabii, hocam. Arkadaşlar, buyurun. Evet. -Kızıl Meydan.
-Buyurun. Bana gidelim diyordun. Hah, gidelim ama benim önce
halletmem gereken birkaç işim var. Çocuklar benim evin
adresini biliyorlar. Sizi oraya götürsünler. -Evde görüşürüz.
-Çok güzel. Evet, çocuklar. Hanginiz götürüyor beni? Ben götürürüm, hocam. -Sizi götürmek benim için şereftir.
-Eyvah. Kendi silahımla vuruldum. Ben… Gerek yok, kendim giderim.
Şey yapmayın. -Kaldırın, kaldırın.
-Kaldırın, kaldırın. Kaldırmayın! Önce bir şey yapalım… -Kaldırın, kaldırın. Biz götüreceğiz.
-Hayır, ben kendim giderim. -Hadi, hadi.
-Hocam, sizi götürmeden önce izleyicilerimize en son ne söylemek istersiniz? İşte gördüğünüz gibi bunlara kuvvet verdik.
Kuvvet döndü, bizi vurdu. Siyaset de aynı böyle, bal gibi. Verdiğiniz kuvvet size geri dönüverir. Şey yapma, gel. -Hayır! Hayır, hayır!
-Kaldırın, kaldırın! Hemen çok güzel bir soruyla başlıyoruz. Eşinden gizli bir şey yapmış olan var mı? Burada diyene verelim. Şimdi şöyle bir şey var. Biz dokuz yıldır evliyiz. -Ama…
-Sizin adınız ne? -Sıla.
-Sıla hanım, kimle evlisiniz? -Okay beyle.
-Tamam. Kendisi burada değil.
Çok istedi ama işten izin alamadı. -Bu saatte çalışıyor, evet.
-Yok, sekizde paydos etti ama yetişemedi. -Evet.
-Şimdi şöyle bir şey var. Ben kadın olarak Okay’dan gizli
hiçbir şey yapamıyorum. Çünkü tuvalete girince bile
karabasan gibi çöküyor. Evet. Siz arada, hecelerin arasına da
“Ğ” koyuyorsunuz galiba. Değişik… -Yeni bir tarz.
-Olabilir. -Şey yapıyor… Giriyorum mesela lavaboya…
-Nereye? Lavaboya. -Lavaboya giriyorsunuz.
-Evet. Her insan gibi… -Her insan lavaboya giriyor diyorsunuz.
-Evet. Beş saniye sonra falan, cidden,
camda bir şey beliriyor. -Beliriyor, diyorsunuz.
-Beliriyor. Ya ben konuşamıyorum şu an bununla. -Neyle konuşamıyorsunuz?
-Mikrofonla. Evet. -Bir garip çıkıyor sesim.
-Mikrofondandır o efendim. Olabilir. -Evet.
-Şey diyor… -En son camdan bir şey belirmişti.
-Evet, bir ara resmini çekip gruba, kızlara attım.
“Bakın, bu ne?” diye. -Çözemediler.
-Pardon, cam nerede? Kapıda. -Yüksekte ama.
-Evet, tabii. -Peki neyin resmini çektiniz?
-Okay’ın. -Bu ne diye, kızlara mı yolladınız?
-Evet. Sizde de var mı diye. Evet. -Şey diyorlar…
-Sormaya korkuyorum. Fotoğrafta görünen neydi acaba? Ya! -Okay bey kapının dışında.
-Silueti. Evet. -“Ne yapıyorsun orada?” Öyle diyor.
-Ben mi? -Evet?
-Yani, ne yapıyor olabilirim? Dışarıdan bir iki kişi aldım,
sohbet ediyoruz. Bakıyor öyle. Pardon, siz ne anlatıyorsunuz şu anda? Pardon, siz… Sıla hanım, siz tuvalettesiniz, içeridesiniz, Okay bey kapının önünde, silueti camda, -size diyor ki, ne yapıyorsun orada…
-Evet, evet. Siz de diyorsunuz ki, ne yapabilirim,
iki kişi aldım, sohbet ediyorum. Ya, gizli bir şey yapmamın imkanı yok.
O kadar yapışığız. Evet. Yani tuvalete bile
gidemiyorum diyorsunuz. -Kesinlikle.
-Ne olsun isterdiniz? -Biraz rahat bıraksın.
-Ki siz de rahatlayabilin, değil mi? Evet! Buradan Okay beye bir mesaj verelim. Evet. Okay. Sen çok iyi bir adamsın ama -çok zorluyorsun bazen.
-Var mı eklemek istediğiniz bir şey? -Hayır, teşekkür ediyorum.
-Ben teşekkür ediyorum. Okay bey, lütfen lavaboyu rahatsız
etmeyelim, meşgul etmeyelim. Başka var mı izinsiz bir şey yapan?
Bazı gerçekleri saklayan? Var, burada bir hanımefendi var. -İsminiz ne?
-Söylemem lazım mı? Yok, kimlik numarası da olur.
Oradan biz çıkarırız. Söylemeyin, yok… 4220 sonu. Evet, 42. Seni dinliyoruz. Ben şimdi buraya gelmek için
bir hafta önce plan yaptım. Beni can ciğer arkadaşım var,
30 senelik, 35 senelik arkadaşım. -Onun adı ne?
-Vildan. -Can…
-Evet, can arkadaşım. Ömürlük arkadaşım, Vildan. -Alkış bekledi herhalde, ben anlamadım.
-Evet. -Öyle söyledi.
-Evet. -Ve karşınızda, evet.
-Evet. -Onunla geldiniz.
-Hayır, ben Tekirdağ’dan geliyorum. -Evet.
-Plan yaptım kendi kendime. Eşime dedim ki, “Arkadaşımın iş yeri değişiyor,
kendisi terzi bu arada, ben yanına gideceğim” dedim. Tamam, dedi. Buraya da habersiz geldim. Artı bugün benim
doğum günüm. Arkadaşım bana sürpriz yaptı. Ayrıyeten buradan da eşime söylüyorum, seni seviyorum, kendine iyi bak. İyi akşamlar. Bayağı veda mektubu yolladınız eşinize.
Evet, diyor. Bir dakika, bir dakika, öyle olmaz. -Şimdi, bugün sizi doğum gününüz.
-Evet. -Kutluyoruz önce.
-Teşekkür ederim, çok sağ olun. Siz bir haftadır
buraya gelme planı yapıyorsunuz. -Evet.
-Ama arkadaşınız size -buraya gelmek için sürpriz yaptı.
-Sürpriz yaptı. -Bu nasıl bir çelişkidir?
-Çok güzel. Tam aradığım cevap. -Siz buraya geleceğinizi bilmiyor muydunuz?
-Bilmiyordum, hayır. Neye hazırlık yaptınız peki bir süredir? İstanbul’a gidecektim, arkadaşımın yanına. Siz İstanbul’a gidiyorum diye
biliyorsunuz. Bazı biraz, ufak tefek
sorunlarım olduğu için, biraz stres atmaya, hava almaya… -En doğru yerdesiniz efendim.
-Çok sevindim burada olduğum için. -İnşallah işe yarıyoruzdur.
-İnşallah. Yani sizinle de tanıştığıma çok sevindim… Evet. Müthiş bir diyalog geçiyor
42 ile aramızda. Artı, bu işi ayarlayan arkadaşımın kızı.
Elif’ciğim… -Can arkadaşınızın kızı mı?
-Evet, can arkadaşım. Elif’ciğimi de öpüyorum buradan. -Peki.
-Teşekkür ederim. Mutluluklar diliyorum.
Nice güzel yaşlara efendim. Sağ olun. Şimdi bizim de bir arkadaşımız var.
Daha önce çok sefer izledik. Bir takım şeyleri çok da paylaşmayı sevmiyor. Paylaşmadığı için de bunlara bir kulp bularak kurtarmaya çalışıyor.
Bakalım bu sefer başına ne gelecek? Bu sefer dürüst davranmış mı,
izleyip görelim. Buyursunlar. -Vay, vay, vay.
-Ne güzel yer be. Vay canına be. Kocaman burası be. Kral dairesinde bekarlığa veda he? Ya Kudret, çok şanslısın lan. Valla her şeyi sağdıcım ayarladı. -Sağ ol, birader.
-Ayıpsın, kanka. Her şeyi ayarladım valla. Oda servisini aradım.
Birazdan şampanya da geliyor. Gönül isterdi ki bu organizasyonun
böyle Küba’sını, Havana’lısını, Hawaii’lisini yapalım ama malum
hanımlarımızın böyle bekarlığa veda partisine alerjisi var.
Böyle gizli saklı, anca bu kadar oluyor. Oğlum. Kızlar duyarsa var ya,
bekarlığa veda, dulluğa merhabaya dönüşür. Ya abicim, takmayın kafanıza bu kadar ya.
Yiyin, için, keyfinize bakın ya. Allah Allah. -Hadi gel, bir selfie çekeyim ben.
-Selfie mi? -A oğlum, selfie.
-Selfie. Hah. Tamam. Gel, gel, gel. Bana bakın. Instagram’a fotoğraf falan
koymayın ha. Yemin ediyorum Tuğçe düğünü iptal eder.
Unutmayın, bu veda gizli veda. Oğlum sen gizli dedin, aklıma geldi.
Sen nasıl geldin bu akşam? Sen daha önce o karına iki kez
yakalandın oğlum. Nasıl izin aldın? Ne izini lan? İzin falan yok ya.
Ne oğlum öyle şeyler? Biz iki medeni insan gibi
Çiçek’le oturduk, konuştuk. Ben bir adım ileri gittim.
O bir adım ileri gelmedi. Sonra ben söz verdim. Yemin ettim. O küfür etti. Sonra ben Kuran’a el bastım. O şartlarını koydu. Tatlıya bağladık yani. Yuları komple verdin yani. Tam öyle değil ama işte… Bacağıma şey taktı bir tane, çip. GPRS’le nerede olduğumu biliyor. Üç saatte bir telefon edip rapor veriyorum. Ha bir de pasaportuma el koydu tabii.
Yurtdışına çıkamıyorum. O kadar işte, bir şey değil yani. Kanka. Sen tutuklanmışsın.
Denetimli serbestlik bu. Ya abicim, siz bu meseleyi
ne kadar büyütüyorsunuz ya. Allah Allah. Bırakın, keyfinize bakın, yiyin için. -Kudret, koy abicim müziği, aç abicim müziği.
-Hadi açıyorum. Kudret, kapat abicim müziği. Efendim aşkım? Neredesin aşkım? Buradayım aşkım. Nasıl, anahtarı mı unuttun? Buraya mı geleceksin? Annenlere git. Nasıl yani, buraya gelip anahtarı–
Onlar evde yok… İyi tamam, hadi bakalım o zaman.
Tamam, konum atmıyorum. GPRS’i takip et. Hadi görüşürüz. Ulan hep mi aksiyon ya? -Kazım. Ne oluyor lan? Korkutma bizi.
-Korkacak bir şey yok abicim. Ben her şeyin önlemini aldım. Merak etmeyin. Şimdi, burada olmamızın sebebi
bekarlığa veda partisi değil, -iş toplantısı bir kere, tamam mı?
-İş toplantısı mı? Kardeşim, kusura bakma. Sen karına yalan söylüyorsun diye
ben buna ortak olamam. Ben yokum. -Ben de yokum.
-Ben de yokum lan. -Ben yokum abi.
-Ben araç olmam abi. Hop, hop, hop, hop! Hop! Yavaş arkadaş. Bekarlığa veda partisindeki resimleri
salarım Twitter’e, Instagram’a, -bitiririm hepinizi, haberiniz olsun.
-Ne yapıyoruz abi? Plan ne? Plan ne? -Otur. Söyle abi.
-Şimdi bak… Hah, bir dakika, bir dakika,
burayı toplayalım. İlk önce burayı toplayacağız abi. Sushi, cips, içki,
ne varsa topla abicim. Topla. Topla… Hah. Şimdi zemzem suyu, hurma, bir de badem. Badem mi? Lan bunları
niye koyuyoruz şimdi sehpaya? Niye biliyor musun?
Çünkü Mesut’la Çetin, Arap. Giyin şunları bakalım. Sen Bahreyn prensisin, sen de onun
yardımcısısın, aynı zamanda tercümanısın. -Tamam mı?
-Lan, bu tiple ben Arap mı olacağım? Bu burunla mı? Tek sorunumuz burun mu? -Lan sen muhasebecisin. Arap ne alaka ya?
-Abicim… Allah Allah! Tek işle kim geçinebiliyor? Ülkede kriz var, kriz! Ben de bu krizi avantaja çevirdim işte. Geceleri dışarı çıkabilmek için Çiçek’e
ek iş yaptığımı söyledim. -Ek iş mi? İş ne peki?
-He. Saç ekme aleti. Evet, evet. Bu gördüğünüz ürün sayesinde hekiminize başvurmadan evde kendi saçınızı
kendiniz ekebiliyorsunuz yani. Ya? Yani ürünü geliştirdim. Patentini aldım.
Şirketi kurdum, her şeyi hallettim. Kanka, sen akşamları çıkabilmek için
ürün icat edip şirket mi kurdun? -Evet, İsmail, ne yapayım?
-Yalan söyleme lan. Otur evinde. Allah Allah! Aslında doğru söylüyorsun.
Bak, yalan söylemeseydim -şimdi bunu da yapmak zorunda kalmazdım.
-Neyi? Ne yaptın lan? Manyağa bak! -Derimi yüzmüş!
-Güzel oldu lan. Güzel oldu bak. Hayvan herif, niye böyle bir şey yaptın lan? Abicim, çünkü ben bu toplantılara gittiğimde
Çiçek yanımda kel bir adam olduğunu biliyor. Niye? Ürünü tanıtmak için o kel adama
ihtiyacım var. Yani o kel adam bana lazım. -Oğlum, sana asıl dayak lazım.
-Tamam, ya bırak! -Oğlum! Tamam, ya!
-Manyak mısın lan sen? Ya bir sakin ol abicim. Otur şuraya. Niye oturuyorum abi?
Niye saçımı kesiyorsun? Ya otur. Otur sen şuraya. Allah Allah. Bir sakin ol abi, düzelteceğim ben şimdi,
merak etme. Hala kesiyor! Oğlum! Bak, yemin ederim var ya,
dalağını keserim senin. Ver lan şunu bana! -Ya tamam…
-Ver şunu bana. -Tamam, tamam.
-Bana bak, bir şey söyleyeceğim. Gerçekten ekmeyeceksin, değil mi lan? Yok oğlum. Zaten çok acır, narkozsuz olmaz. Yani gerçekten ağlarsın.
Hatta beynine bile hasar verebilir. -Ki seni çok etkilemez bu ya.
-Bak, ben yemin ederim bunu döverim ha. Abi, abi, abi. Bir sakin ol. Lütfen. Sen benim sağdıcım değil misin ya?
Kızlara mı yakalanalım yani? Sana hava hoş tabii, abi. Kel olan benim.
Senin saçların yerinde duruyor. Yani şimdi… Tamam abi! Abi, sakin. -Lan deli! Ben ne yapıyorum peki?
-Abicim, sen halı sahada çok iyisin. Kıvraksın. Çabuksun. Karşı tarafı böyle
hemen abandone ediyorsun. Böyle hemen… -Lan ne yapacağım? Top mu sektireceğim?
-Yok. Dansözsün. Giy bunları. Saçımı kes! Arap olayım. Ben de Arap olayım.
Dansöz ne alaka ya? Oğlum, sen dansözsüz Arap prensi
karşılandığını gördün mü hiç? Ulan hiç mi Akasya Durağı seyretmediniz ya? Lan oğlum, Kazım, bak,
şurada erkek erkeğe oturup bir şeyler içip maç izleyecektik. Yani sen yalan söylemişsin ve
yalanın dansözlü ortamda olmak. -Böyle bir şey olabilir mi ya?
-Evet abi, öyle. Ulan işin aslı, yalanından daha masum. Ya Mesut! Abi sen hala Arap değilsin. Hala Türk’sün abicim, kalk.
Allah aşkına, üstünü değiştir ya. İsmail, abicim sen de şunu al.
Git, içeride de jilet var. Şu saçını bir parlat, kafanı… Hadi.
Hadi gözünü seveyim be. He? Umarım dünyada cehennemi tadarsın. Geldim, geldim! Ah, aşkım, hoş geldin. Gel. -Hoş bulduk.
-Ay canım. -Canım.
-Geç, geç. Ya kusura bakma, senin böyle
toplantını böldüm ama mecbur kaldım. Yok, yok, problem yok. -Kimse yok mu?
-Var, var. Prensler, şeyler, Araplar içeride.
İçeriyi geziyorlar. -Hadi, sen anahtarı al git.
-Tamam. -Hadi görüşürüz.
-Hadi görüşürüz. Evde görüşürüz. Pardon, pardon. -Buyurun?
-Şampanyanız geldi! Şampanyanız! -Ne şampanyası…
-Şampanya? Arap prensine? Yok… Ya ne şampanyası arkadaşım? Yanlış oda bu. Yanlış oda… Yanlış oda… Burası Bahreyn prensinin odası, arkadaşım. -Hadi. Hadi arkadaşım, hadi.
-Anladım. -Bahreyn, ha…
-Tamam arkadaşım, hadi. Tamam… He… Deli mi ne… -Tamam.
-Kazım? Efendim aşkım. Bana verdiğin sözü tutuyorsun, değil mi,
Kazım? -Nasıl?
-Bana yalan söylemiyorsun, değil mi, Kazım? Asla, aşkım. Asla! Hatta içinde en ufak bir tereddüt varsa -otur, kal bak, toplantıyı…
-Olur. İşin bitince de beraber döneriz eve. -Diyorsun.
-Diyorum. İyi, hadi bakalım. O zaman… Prens hazretleri! Toplantıya başlasak mı acaba? Evet… Prens hazretleri sizin gösterdiğiniz
misafirperverlikten çok memnun olduğunu söylüyor.
Bir an önce toplantıya geçelim diyor. Ben de onu diyorum. Yalnız toplantıya
eşim de katılacak. Yani eş durumundan… Çiçek? Arapça? Hayatım, şimdi bizim şirketin
yarısını Katarlılar satın aldığı için biz haftada bir
Arapça dersleri görüyoruz şirkette. Ben sana söyledim ama unuttun muhtemelen. Anlamadım. Anlamıyorum. Yani…
Prens biraz tuhaf konuşuyor. Yahu çünkü adam prens,
kraliyet Arapçası konuşuyor. Yani sizin gibi halk Arapçası konuşacak değil,
adam koskoca prens ya. -Lütfen biraz kendinize gelin. Allah Allah.
-Ay ben çok özür dilerim. Çok affedersiniz. -Hayatım, ben en iyisi gideyim, Kazım.
-Tabii hayatım. Sen bilirsin. -Evde görüşürüz olmazsa. Gel.
-Tamam, tamam. -Çok yaşa.
-Sen de gör. -Aşkım, sen gidiyordun hani? Gel, gel.
-Yok, yok. Ben en iyisi kalayım, Kazım. -Hadi buyurun, siz başlayın.
-Hadi buyurun. -E?
-Evet. Kel bir adamla geleceğim diyordun toplantıya,
hani nerede kendisi? Burada, burada. İsmail bey! İsmail bey! İsmail bey. Buyurun efendim. Buyurun. Buyurun, buyurun. Buyurun, İsmail bey. İsmail bey… Ne kadar mutlu, bak,
saç ekileceği için… Prensim. Siz tercüme edin lütfen. Tamam lan, uzatma,
“mış” gibi yapacağım işte. “Mış” gibi yap ama,
“mış” gibi yap, tamam mı? Şimdi… Efendim, bu ürünümüz bildiğiniz üzere
her sene sizin oradan ya da diğer Arap ülkelerinden ülkemize
saç ektirmek için akın akın turist geliyor. -Tercüme yapmanız gerek.
-Ha ben tercümanım ben, evet. Aldık! Aldık!
Hemen aldık, gidiyoruz. Hadi! -Evet! Harika.
-Gerçekten mi? Pardon, bir saniye. Şimdi, ürünü denemeden mi alıyorlar? Ha, yok… Hayatım, onlar ben ürünü
deneyecek miyim diye beni deniyorlar. Bunlar ticarette olan şeyler. Sen anlamazsın. Efendim! Değerli prensim, bu ürünün
en önemli özelliği hiç acımaması. Hiç acımıyor. Evde, hekiminiz olmadan
kendi saçınızı kendiniz ekiyorsunuz. Bakın şimdi bunu ben size ispatlayacağım. Ay ben yapayım mı, ne olur? -Yapmasın, ne olur?
-Ve şimdi yapmak için eşim geliyor. Teşekkür ederim. Kazım bana evdeyken göstermişti bir kere. Evet, şimdi başlıyorum. -Evet, gerçekten çok kolay.
-Ya. -Acımıyor, değil mi?
-Yok, hiç– Yok, yok, hiç. Hiç, hiç, hiç! Değerli prensime söyleyin,
tam zamanı, almak istiyorsa. Alın artık. -Hah, ne oldu?
-Aldık! Hemen gidiyoruz! -Aldınız? Harika.
-Hadi o zaman. -Ayaklarınıza sağlık.
-Ayrıntıları sonra şey yaparız. Durun, durun! Kazım. Ben seni Aksaray’daki müzikholde
dansözlerle gördüğümde bana, işim için dansöz seçmeleri yapıyorum,
Arap müşterilerim toplantı sonrası kutlama için illa ki dansöz istiyorlar,
demiştin. Dansöz yok mu? Nerede? İşte tam da bu yüzden,
karşınızda oryantal Kuderella! Gelsene lan. Bir dakika. Bu oryantal, bu… Kapıda biri var galiba. -Kapıda mı?
-Kapıda biri var, kapıda biri var. Bir dakika. Kapıda biri var. -Buyurun?
-Efendim… Efendim, biraz önceki karışıklık için gerçekten müessesemiz adına
özür diliyoruz… -Kaldır elleri!
-Ne? -Kaldır elleri!
-Geç, geç, geç, geç! -Bir dakika, bir dakika, ne oldu?
-Geç şöyle! Sakin olun ya. -Sinirliyim bak.
-Evet. Uzun zamandır Arap prensi kılığında piyasayı dolandıran çeteyi
yakaladık en sonunda. Geç şöyle! Geç! Komiserim! Ben suçsuzum! Bu– Bir dakika, sakin olun ya. Lütfen, memur bey. Bir sakin olun, indirin şunu… -İndirin şu silahı ya.
-Kıpırdama! -Ya bir indirin…
-Bak, son kez söylüyorum. -Ya bir indirin.
-Panik atağım var bak! -Arkadaşım–
-Bak, vururum! Vurdum. Kazım! Kazım! Kazım, ne olur kalk, Kazım! Allah’ım, biz neler yaşıyoruz böyle? Tamam, hanımefendi, siz şöyle gelin,
hanımefendi. Çok tehlikeli. Siz böyle gelin. Ozan arkadaşımız
size yardımcı olacak. Siz şöyle geçin. -Gelin hanımefendi.
-Merkez, merkez, olay yerinde adam vuruldu. Adam öldü. Altını çiziyorum, adam öldü! Vay kardeşim! Lan! ***! Gittiler mi lan? Hah? Gittiler mi? Ya arkadaş, ben her şeyi kontrol altında
tutuyorum, merak etmeyin dedim size. Açın şu televizyonu. Nerede kumanda? İkinci yarısını yakalayalım maçın hiç olmazsa. -Aç, aç.
-Bir dakika ya. -Bu polisler, vurulma falan numara mıydı?
-Tabii oğlum, ne zannettin? Şimdi bak, Çiçek’i de
götürecekler karakola, öyle gösterişten bir sorgulayacaklar, eve. Ben de işte öldüm,
morgda dirildim, diyeceğim. Bir hafta da oradan tatil yaparım. -Kazım.
-He? Ben biraz önce korkudan altıma işedim lan. Oğlum, niye? Çünkü bu kardeşinize güvenmiyorsunuz. Ya ben demedim mi, arkadaş,
her şeyi ayarladım diye. Allah Allah, bak… Şimdi bu salağın peçesi düştü ya,
ben kapıya sinyal verdim. “Kapıda biri var, kapıda biri var” diye. Oğlum, o polis kim lan, biliyor musunuz?
Bahattin. Benim nikah şahidim lan! Kanka. -Nikahta Çiçek yengem neredeydi?
-Nerede olacak lan? Yanım– -Yengecim.
-Aman! Yenge… Yenge, bir dakika. Ya, Kazım. Her şeyi düşündün de
bunu mu düşünemedin, salak Kazım? Düşündüm, tabii ki düşündüm! Hatta bu yakalanma bile benim oyunum. Neden? Çünkü, şu halimize bak Çiçek. Biz bu hallere düşecek çift miydik ya? Ha? Yani neden bu ilişkide hep ben yalancı, sahtekar gibi hissediyorum kendimi ya? Çünkü öylesin, Kazım. Yemedi lan. Ama sen yiyeceksin. -Neyi?
-Dayağı. Ne dayağı? -Kanka, ben bunların hepsini planladım şimdi.
-Ne o? İsmail, sen sopayı al, kanka. -Kudret, sen Kazım’ı tut. Kazım.
-Ne? Sen hem kel, hem dansöz, hem de Arap’sın.
Biz de senin sinirli arkadaşlarınız. Dal abi. -Lan!
-Kaçma lan!

Only registered users can comment.

  1. Ali Sunal hep daim ol sen,sabah sabah ağlattın beni o güzel sözlerinle babanın ruhu şad olsun 🙏🏼🦋 iyi ki varsınız iyi ki..

  2. Sizi çok beğeniyordum ama son zamanlarda espiri kaliteniz düştü bu sezon iyi olur dedim malesef olmamış bu kadar güçlü oyuncular var ama malesef …

  3. Şevket Hoca: "Sandıklar Dolana Kadar Kalsaydın Bari"
    Kitabin altındaki KOD'la "Arım Balım Peteğim"
    Kavanoz balı, indirim ile alabilirsiniz….

    Ben: 😃😃

    Cidden harikaydı. Tam Eşofmanlı Şevket Hoca'ya yakışır bir Geri Dönüş olmuş👍👍

  4. Hepinizi cok seviyorum fakat her zaman guldurmuyorsunuz Evrim Akının kanser hastasi bir cocugun gorusme istegini geri çevirmesi beni cok üzdü. Sorgulayamam vardir bir nedeni kendine göre ama uzuldum işte

  5. Bizim kültürümüzde dinimizde şampanya yok bari skeclerinizde bu yabancılık yaansitmayin

  6. şevket ve aylin kontante tükürdüğünü yalayan tipler.Baktılarki sinemada olmuyor sinema dünyasında biryere gelemiyecekler havaları indi geri döndüler

  7. Yeterin çocuk doğurduktan sonra şaftı kaymış…gözlerinde şaşılaşma ve balon oluşmuş çokmu ıkındı yoksa..

  8. Skeclere güldüm evet ama özellikle belirtmek istediğim iki seyircinin konuşmasına kahkaha attım gözümden yaş geldi yaaaa 😂😂😂😂biri kocasının camın arkasından resmini çeken kadın digeride tcsinin son rakamını veren kadın yok böyle bişey yaaaaa 🤭😂😂😂😂😂😂😂

  9. naime bilal ikilisi olmadi bu sefer gerci naime soledi yapamayacam diye. bide esofmanli sevket hoca daki sunucu degismesyedi guzel olurdu.

  10. Cok berbatti skeclerin tamami espriler 5para etmez hep ayni skecler bayatladi artik eski tadi yok yeni skecler ve karaterler bulmalilar …

  11. Mustafa da bir gençlik formülü mü varda biz bilmiyoruz.. Bu çocuk 20 yıl önce olacak o kadar da da aynı bu halinde idi.. Zerre yaşlanmıyor ne iştir..

  12. bunu soylemeden gecemiycem, seyirciler konusunca acaba butun turk milleti artik bu IQ demi diye dusunup korkuya kapiliyorum ve sonra yok canim sadece konusanlar oyledir deyip susuyorum

  13. X:HOCAM HOCAM HOCAM
    HOCA OLMAK İÇİN EŞOFMAN SART MI ?
    E.Şevket hoca: Hayır Q testinden yeterlilik alsan yetiyo
    X:Hocam Q testini hangi yayından almamı tavsiye edersiniz?
    E.Şevket hoca: ARIM BALIM PETEĞİM YAYINLARI

  14. Emre Altuğ’ya gülmeyen bir ben miyim ? Çok yapmacık değil mi, adam sıf yakışıklılığı ile skeç oynuyor. Tek rolünde bunun üzerine yada çapkınlık. Hüseyin geri gelmeli Emre’nin yerine

  15. sezonun ilk acilisinda eski sketclerin tekrarlanmasi asla kabul ediemez..O kadar bekledik al sana eski oyunlar bu ne bee..!

  16. Sen Nezaket gibi bir Afet-i Devran, Sinem gibi bir Kainat Güzeli dururken, ki muhteşem oyunculuklarını hiçbir zaman kimse dolduramaz, git Yeter gibi tek yeteneği kart sesi olan, tüm rollerini tek set jest ve mimiklerle oynayan bir arkadaşı al kadroya.. Pehhhhh.. Şevket in karşısına da O kızıl peruklu kişi gitti mi yani şimdi..

  17. Mikrofon uzak mesafedeki alıcısı yüzünden gecikme (latency) problemi doğurur. Bu konuşan kişi için 1:16:20 deki yavaş konuşmanın sebebidir. Ses sistemini kiralayan firmanın hatasıdır.

  18. Nasıl iyi futbolcular sahada bir fark yaratarak seyir zevkini yükseltiryorsa iyi tiyatrocular da sahnede farkını ortaya koyuyor. Sıradan oyunları bile oyunculuğuyla süsleyerek seyir zevki yüksek işler ortaya çıkarıyor. İşte eşofmanlı Şevket hocada onlardan biri , yeniden hoş gelmiş ekranlarımıza.

  19. 1.18.36 kadının ismini söylememesi üzerine Ali Sunalın 1.19.12 de "Banu hanım alkış bekledi herhalde" demesi?

  20. Naimenin okul karakterindeki rolundeki sivesi ilk sezondaki gibi tam oturmamis daha. Insani gulduren o sivesiydi zaten

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *